Deneyimsel psikoloji, hem danışanın hem de danışmanın deneyimlerinin karşılıklı olarak birbirini etkilemesi ve iki taraf için de ruhsal olarak güçlenme potansiyeline dönüşmesidir.
Psikoloji, alanına giren her şeyi sınıflandırır; hastalıkları, davranışları, kadınları, çocukları, erkekleri,.. Sanki ruh halinin ortak bir tanımı varmış gibi.
Psikolojik sağlığımızın değişkenliğini göz önünde bulunduralım, psikolojik zorlanmalarda nedenleri sorgulayalım, güne çıkan nedenleri değiştirme olanaklarını düşünelim.
Çocuğun hatalı olmayacağı, çocuğun bilerek ve isteyerek olumsuz davranmayacağı bilgisi her zaman zihninizde olsun. Biz nerede hata yapıyoruz? Doğru soru bu.
Deneyimsel psikoloji her insanın psikolojik dinamiklerini, o insanın mevcut koşulları ve deneyimleri bağlamında düşünür.
Psikolojik şiddet görülmeyendir, yarayı göstermez, tahribata ruhtan başlar, yanılmasa yaratır, faili suçsuz yapar, maruz kalanı suçlar.
Sosyal çevremizi kendimiz oluşturalım, sadece 'ben'in temsiliyetiyle oluşan bir ilişki ağı yaşama iyi gelir. Bağlamlarla sosyal ilişki geliştirmeyelim: eşimin akrabaları, sevgilimin arkadaşları, kızımın arkadaşının ailesi, arkadaşımın yakınları…
Çocukta inatçılık, dik kafalılık olarak tanımlanan tepkilerin bize ne anlatmak istediğine bakın, yani yansıyanı değil yansıtanı görün.
Feda kavramı üzerinden düşünelim: neleri feda ediyoruz, kimlere feda ediyoruz? Feda edilen yaşamın kime ne faydası olabilir?
Deneyimsel psikoloji yaklaşımı insanı anlamaya çalışırken, sadece psikolojik dinamikler ile düşünmez. Doğanın bir parçası olarak insanın, psikolojik olduğu kadar sosyolojik, felsefi, ekonomik ve politik bir varlık olduğunu her zaman göz önünde tutar.
Zaman ve enerji, varlığın en önemli iki kaynağı. Bunların sonsuz kaynak olmadıklarını aklımızda tutalım.
Çocuklar, “Kendi cinsiyet özelliklerini taşımıyor” diye psikiyatriye, psikologlara götürülüyor. Erkek çocukları için: “Çevresinde hep kız arkadaşları var. Kızlar gibi davranıyor” yakınmaları olan ebeveynler ile çocuğu kendi cinsiyet normlarına sıkıştırmaya çalışan “uzmanlar” arasında kalan bir çocukluk.
Bazı ilişkilerde zihinden geçenleri açık ve dolaysız bir şekilde ifade etmek gerekmektedir. Konuşamadıklarımızla anlaşılmayı beklemeyelim. Bu beklenti ilişkileri zorlar.
Çocuğu alt etmeye, onun öfkesini ya da inadını kırmaya çalışmayın. Kesinlikle alt olursunuz. Bir çocuk yaşamının çoğu döneminde ebeveynlerinden ruhsal ve bedensel olarak daha güçlüdür. Çocuk öndedir, anne ve babanın derdi çocuğunu kendi hizasına çekmek değil çocuğunun ardında kalmamaya çalışmak olmalıdır.
Deneyimsel psikoloji kendi kavramlarına kendi deneyimleri içinde ulaşır, örneğin “preslenme” hissi bir çok danışanın kendi ruhsal durumunu ifade eden bir kavram haline gelmişse, o kavram artık Deneyimsel Psikoloji’nin de bir kavramı olarak da kabul edilebilir.
Ummak ve merak etmek yerine söylemek ve sormaya çalışmak belirsizlikleri dağıtır, zihinsel meşguliyeti azaltır.
Bugün için konuşulacak bir şey kalmamışsa, oluşamıyorsa referanslar her zaman geçmişten alınır. Sürekli üzerinde konuşulan geçmiş, tüm miskinliği ve eskimişliğiyle, bugünün üstünü örter.
Ebeveynliğin kara pedagojisi: düzen kaygısı, düzenli olmak, düzenli olmaya zorlamak, her şeyi bir program eşliğinde yapmak, tüm yaşamı kendi zihnimizdeki programlara feda etmek, çocuklara da bu feda içinde faydalı olmaya çalışmak.
Karşınızdakini dinlerken zihninizde, karşınızdakinin konuşması biter bitmez söyleyeceklerinizi tasarlamayın, sadece tüm zihinsel gücünüzle dinleyin.
Kardeşler arası çatışmalarda ebeveynlerin yaklaşımı büyüğü durdurmak, onu istemediği büyümeye maruz bırakmak, ona gereksiz görevler vermek üzerine değil; onun isyanını dinlemek, yarasına sarılmak, varlığını korumak biçiminde olmalıdır. Kardeşten sonra "mağduriyet" yaşayanın büyük çocuk olduğu akılda tutulmalı, küçük çocuk ise zaten tüm toplumsal kabulle "maruz bırakan" olma potansiyeli taşıyor olacaktır.
Duygu belki de karşı tarafa geçişi en kolay insan parçacığıdır. Hiç sekmez; gözle, mimikle, sesin tonuyla, dokunmanın ısısıyla doğrudan hedefine ulaşır. “Seviyorum ama gösteremiyorum” u yoktur bu geçiş sisteminin. Sizin göstermek için ayrıca bir şey yapmanıza da gerek yoktur zaten, o duygu kendini her koşulda sezdirir.
Aileler çocukları için psikolojik danışmanlık almaya karar verdiklerinde çocuklarının tanılarını kendi zihinlerinde koymuş oluyorlar. Referansları komşu-akraba bilgisi, tv-sosyal medya önerisi, kişisel gelişim kitaplarındaki maddeler halinde yazılı çocuk tanımlamaları… Ailenin ve çocuğun kendi gerçeğiyle alakasız, öğrenilmiş onlarca tanı.
Psikiyatrinin biyolojik bir kanıtı yoktur, tüm kanıt anlatıcının dilinde dinleyenin ilmindedir.
Kayıptan sonra yas süreci olarak tanımlanan evreleri tekrar tekrar yaşamaya ve yaşatmaya gerek yoktur. Sürecin yaşanmasında onlarca değişken, onlarca bireysel farklılıklar vardır. Her kaybın acısını aynı evrelere tabi tutarak dindiremeyiz.
Psikoterapi kopartarak ve terk ederek gitmeli; çünkü ne kadar atarsa veriliyi ve kendine ait olmayanı insan, o denli hafifleyecek ve kendine dönecektir.
Bilişsel beceriler her çocukta farklılık gösterir, farklılıkları birer sorun olarak tanımlayamayız. Aileler, tanılar ve tanı şüpheleriyle zihinlerini meşgul etmek yerine çocuğun gerçekte ihtiyacı nedir ona bakıp öyle davrandıklarında hem kendi kaygıları azalacak hem de çocukla daha sağlıklı bir ilişkinin temeli atılacaktır. Aslolan çocukların doğasını, ihtiyacını, karakterini iyi anlamak ve onlara bu değişkenlere göre davranmaktır.
Bağımsız davranabilecek yaşam alanları, özgür düşünmeyi engellemeyecek hane içleri, içindeki canlılığının bastırılmayacağı bir yeryüzü iyi gelecektir çocuklara.
Psikiyatrinin bilgisi toplumda, hem kolay yayılır hem de özdeşime açıktır, bu bilginin dolaşımı arttıkça; kendi içinden çıkan “hastalık modelleri” de artar.
Tanılar, çocuklar için işlevsiz ve yararsızdır. Çocuk her davranışında çevresine bir şey der, öfkesinde bir anlatımı vardır, hareketliliği doğrudan söyleyemediği ama rahatsız olduğu bir durum ile ilgilidir, duymayışı ya da duymak istemeyişi kendi dışında olanlarla alakalıdır, kaygıları ve korkuları hiçbir zaman boşa değildir, nedensiz değildir.
    Çocuğun tabiatı, yetişkinin tahribatı – Sevgi Türkmen
    previous arrowprevious arrow
    next arrownext arrow
    Shadow
    Featured image for “Eleştirel psikolojideki özgürleşme potansiyelinin alana yansımaları”

    Eleştirel psikolojideki özgürleşme potansiyelinin alana yansımaları

    18 Haziran 2022
     / 
    Sevgi Türkmen
     / 
    Yorum yok
     / 
    Çalışma alanı olarak insanı anlamak gibi önemli bir iddiası olan psikolojinin, hakim yaklaşımı içerisinde insanı anlayabilecek, insana faydalı olabilecek neredeyse…
    Featured image for “Psikolog Türkmen: İntiharların nedenini ekonomik koşullarda aramalıyız”

    Psikolog Türkmen: İntiharların nedenini ekonomik koşullarda aramalıyız

    19 Şubat 2020
     / 
    Sevgi Türkmen
     / 
    Yorum yok
     / 
    Psikolog Sevgi Türkmen, son dönemdeki artan intiharlarda seçilen mekanların kamuya açık yerler olduğuna dikkati çekerek, Tüm intiharların nedenini, bizzat intihar…
    Featured image for “Psikolog Türkmen: Emine Bulut, bu görüntü ile yaşama isteğinin temsili haline geldi”

    Psikolog Türkmen: Emine Bulut, bu görüntü ile yaşama isteğinin temsili haline geldi

    28 Ağustos 2019
     / 
    Sevgi Türkmen
     / 
    Yorum yok
     / 
    “Emine Bulut cinayetinde olduğu gibi, görüntünün yayılması ve üzerinden tepki oluşması istenmediği için bu yollara başvurulmaktadır. Bu bir yandan da…
    Featured image for “Palu’ların “Büyüsü”, Şiddetin “Hastalığı””

    Palu’ların “Büyüsü”, Şiddetin “Hastalığı”

    24 Ocak 2019
     / 
    Sevgi Türkmen
     / 
    Yorum yok
     / 
    Bir gündüz programıyla gündeme düşen “Palu ailesi” geniş çevrelerce tartışıldı, üzerine analizler ve çözümlemeler yapıldı. Bir yandan ailenin dinamikleri şemalar…
    Featured image for “Engelli değil engellenmiş çocuklar: Bir seçeneksizlik olarak özel eğitim ve rehabilitasyonlar – Sevgi Türkmen”

    Engelli değil engellenmiş çocuklar: Bir seçeneksizlik olarak özel eğitim ve rehabilitasyonlar – Sevgi Türkmen

    18 Ocak 2018
     / 
    Sevgi Türkmen
     / 
    Yorum yok
     / 
    Çocukların bir kısmı içinde bulunduğu koşullardan kaynaklı örseleniyor, yaşıtlarından doğal olarak geç öğreniyor, geç algılıyor. Buna “zeka geriliği” deniyor. Bu…
    Featured image for “Çocuklara ‘Komal’ istismarı – Sevgi Türkmen”

    Çocuklara ‘Komal’ istismarı – Sevgi Türkmen

    10 Mayıs 2016
     / 
    Sevgi Türkmen
     / 
    Yorum yok
     / 
    Komal adlı çizgi film Hindistan’da çocukları cinsel istismardan korumak amacıyla yapılmış. Türkiye’de de Sivas, Kangal Yatılı Bölge Okulu öğretmenleri tarafından ve…