Psikoterapi, insanın kendine dönme süreci olarak koparak, sonlandırarak, terk ederek gitmeli. İnsanın doğasına uymayan, iradesi dışında eklemlenen, protezlenen ne varsa yüktür, örtüdür, kendi gerçeğiyle arasındaki duvardır. Dolayısıyla kimi zaman psikoterapi, radikal bir kopuşla öz yuvaya dönüş için bir seçenek olabilir.

Duygu durumumuz statik bir çizgi izlemez, kalbin ritmi gibi duruma göre hızlanır, yavaşlar, iner, çıkar. Bu değişim ve dinamiklik aynı zamanda bir canlılık göstergesidir. Her psikolojik zorlanmalarda tanıları değil nedenlerini düşünelim, güne çıkan nedenleri değiştirmek için olanaklara bakalım, rutini bozmak için koşulları zorlayalım.

Psikoloji, alanına giren her şeyi sınıflandırır; hastalıkları, davranışları, kadınları, çocukları, erkekleri… Oysaki ne insanın ne de ruh halinin ortak bir tanımı mümkün görünmüyor.
Çocukta inatçılık, dik kafalılık olarak tanımlanan tepkilerin bize ne anlatmak istediğine bakın, yani yansıyanı değil yansıtanı görün.
Ummak ve merak etmek yerine söylemek ve sormaya çalışmak belirsizlikleri dağıtır, zihinsel meşguliyeti azaltır.
Karşınızdakini dinlerken zihninizde, karşınızdakinin konuşması biter bitmez söyleyeceklerinizi tasarlamayın, sadece tüm zihinsel gücünüzle dinleyin.
Çocuğu alt etmeye, onun öfkesini ya da inadını kırmaya çalışmayın. Kesinlikle alt olursunuz. Bir çocuk yaşamının çoğu döneminde ebeveynlerinden ruhsal ve bedensel olarak daha güçlüdür.
Duygu belki de karşı tarafa geçişi en kolay insan parçacığıdır. Hiç sekmez; gözle, mimikle, sesin tonuyla, dokunmanın ısısıyla doğrudan hedefine ulaşır. “Seviyorum ama gösteremiyorum” u yoktur bu geçiş sisteminin. Sizin göstermek için ayrıca bir şey yapmanıza da gerek yoktur zaten, o duygu kendini her koşulda sezdirir.
Psikolojik Şiddet görülmeyendir, yarayı göstermez, tahribata ruhtan başlar, yanılmasa yaratır, faili “suçsuz yapar”, maruz kalanı suçlar.
Aileler çocukları için psikolojik danışmanlık almaya karar verdiklerinde çocuklarının tanılarını kendi zihinlerinde koymuş oluyorlar. Referansları komşu-akraba bilgisi, tv-sosyal medya önerisi, kişisel gelişim kitaplarındaki maddeler halinde yazılı çocuk tanımlamaları… Ailenin ve çocuğun kendi gerçeğiyle alakasız, öğrenilmiş onlarca tanı.
Psikiyatrinin biyolojik bir kanıtı yoktur, tüm kanıt anlatıcının dilinde dinleyenin ilmindedir.
Psikiyatrinin bilgisi toplumda, hem kolay yayılır hem de özdeşime açıktır, bu bilginin dolaşımı arttıkça; kendi içinden çıkan “hastalık modelleri” de artar.
Çocuklar için tanılar çoğu zaman, işlevsizdir ve çocuğun potansiyelini olumsuz etkilemektedir. Çocuk her davranışında çevresine bir şey der, öfkesinde bir anlatımı vardır, hareketliliği doğrudan söyleyemediği ama rahatsız olduğu bir durum ile ilgilidir, duymayışı ya da duymak istemeyişi kendi dışında olanlarla alakalıdır, kaygıları ve korkuları hiçbir zaman boşa değildir, nedensiz değildir. Burada en kritik olanı nedenleri çocukta değil kendimizde aramakla başlamaktır.

    Sevgi Türkmen
    Psikoterapist & Psikolog

    On yılı aşkın Ankara’da bir çocuk hastanesinde psikolog olarak çocuklarla ve ailelerle çalıştım. Bunun dışında kreş ve anaokullarında düzenli aile seminerleri verdim. Özel bir klinikte yetişkin danışan gördüm. Yaklaşık beş yıldır İzmir’de bir hastanede psikolog olarak çalışmaya devam etmekteyim, ayrıca bir danışmanlık merkezinde psikoterapist olarak çalışmaktayım. Yetişkin, çocuk ve ergenlerle çalışıyorum. Sinema, sanat ve felsefe üzerine yetişkin grup oturumları yapmaktayım. Tüm yaptığım çalışmaları eleştirel bir fikirle,psikoloji pratiklerinin ve yaklaşımının neler ve nasıl olabileceğine dair düşünerek yapmaya çalışıyorum. Psikoloji, felsefe, sanat ve edebiyat alanı ile ilgili okumaya, düşünmeye ve yazmaya devam ediyorum.

    Deneyimsel psikoloji yaklaşımı insanı anlamaya çalışırken, sadece psikolojik dinamikler ile düşünmez. Doğanın bir parçası olarak insanın, psikolojik olduğu kadar sosyolojik, felsefi, ekonomik ve politik bir varlık olduğunu her zaman göz önünde tutar.

    Zaman ve enerji, varlığın en önemli iki kaynağı. Bunların sonsuz kaynak olmadıklarını aklımızda tutalım.