YAŞAMLA HESAPLAŞMA: SAYRA VE ÇINAR’DAN DOĞAN TÜLİN BATMAZ ÖRNEĞİ

İnsanın yaşamla kritik hesaplaşmalarından biri de ölümlü olmasıdır. Hiçbir şekilde değişmez bir sonun varlığı, insanın en büyük çaresizliğidir. Ölümün bilgisi, değer ve anlam arayışında yol alma arzusu olan insanın acı veren zihinsel karşılaşmasıdır.

Psikoloji alanı da insanın bu onulmaz acısının tezahürlerine deva olmaya çalışır kimi zaman. Psikoloji literatürü; ölümü, kabul edilmesi gereken biyolojik, doğal bir gerçeklik olarak, kaybı da “yaşanması gereken yas evreleriyle” açıklar. Fakat; deneyimsel olarak biliriz ki her kayıp yas sürecinin evrelerini ortaya çıkarmadığı gibi her ölümlü de ölümü, aynı gerçekliğe dayandırarak normalleştiremiyor.

Canlıların ölümlü olması kısmında doğanın adaletli olduğunu varsayarsak, ölümün biçim, zaman, mekan belirleyicilerinin neredeyse tümünün adaletsiz bir ekonomi politiğinin olduğunu söyleyebiliriz: işçi ölümleri, intiharlar, çocuk ölümleri, kadın cinayetleri, “kaza”lar, depremler… Nasıl ki yaşam tepeden tırnağa politikse, ölüm ve ölüm biçimleri de ideolojik ve politiktir.

Ölümsüzlük kavramı ise daha soyut, felsefik ve edebi bir kavramdır. Ölümlünün, ardında bıraktıklarının doğadaki halleri, canlıdaki yansımaları, zihindeki imajları… Bunların hepsi varlığın devamlılığına işaret etmektedir. Dolayısıyla insan, bedeninin canlılığını kaybetse de varlığının canlılığını; bir ağaç, bir, çiçek, bir çocuk, bir ideoloji, bir kitap, bir film, bir beste ile devam ettirebilir. Ölümlü rutinin, kaçınılmaz olarak hissettirdiği anlamsızlığın merhemi de biraz buralarda aranır, bulunur.

İzmir, Bornova, Atatürk Kitaplığı’nda; 58. Kütüphane Haftası Etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Sayra ve Çınar Çocuk Etkinlikleri”nde karşılaştığım Tülin Batmaz, İzmir depreminde birçok insanın adını duyduğu ikizlerin, Sayra ve Çınar’ın annesi. Tülin Batmaz, çocuklarının varlığını diğer çocuklardan ve gençlerden aldığı güçle devam ettirmek için kolektif bir dayanışma hareketi başlatmış. Haberi ilk aldığında belden aşağısı geçici felç olan Tülin Batmaz, çocuklarının hayallerine ve dileklerine ulaşmak için tekrar ayağa kalkıp oluşturdukları dayanışma hareketi ile birlikte, yoluna devam ederek şifa aramış ağrısına, acısına.

Adı İyilik İkizim olarak belirlenen bu kolektif çalışmada kütüphaneler ve derslikler açılmış, özel eğitime gereksinim duyan çocuklar için sınıfların açılması sağlanmış, suya ihtiyacı olan yeryüzünün başka topraklarında sebiller kurulmuş, fidanlar dikilmiş, çocuklar için atölyeler ve etkinlikler organize edilmiş. Tülin Batmaz, tüm bu çalışmaları anlattığı bir röportajında Sayra ve Çınar’ın ismiyle beraber bir felsefe edinmek olarak tarifliyor yaptıklarının anlamını.

Annelik meselesi bir kimlik değil bir gerçeklik ve oluştur. Yine ideolojik, ekonomik, kültürel bağlamlarıyla yaratılmaya çalışılan duygusal, fedakar, koruyan, yoktan var eden annelik tanımlamaları da gerçekçi olmadığı gibi kadının duygusal ve düşünsel olarak temel sömürücülerindendir. Tülin Batmaz tam da bu tür toplumsal ve psikolojik klişelerden uzak daha anlamlı, daha hakikatli bir felsefik yol belirlemiş kendisine ve çocuklarına. Yas evrelerini kendisi biçimlendirmiş, bu evreleri pasif değil dinamik bir sürece dönüştürerek kendi içinden geldiği gibi yaşamış, yaşamaya devam ediyor.

Kaybın acısını kolektif bir güce dönüştürmeye çalışan bu tür dayanışma ağlarındaki çaba toplumsallığa, toplumsal sorunlara işaret eder; toplumun değişimine, düşünsel olarak ilerleyişine, o topluluğun çocukları için bedensel ve ruhsal olarak yaşanabilir koşulların oluşmasına, o topluluğun içinde yaşayan kadınların, ezilenlerin güçlenmesine, topluluğu oluşturan bireylerin okumasına, yazmasına, sorgulamasına, eleştirmesine işaret eder. Çünkü bu çaba referansını kitaplardan, okullardan, doğadan, sanattan, felsefeden alır. Sayra ve Çınar kardeşlerin varlığından ortaya çıkan bu çalışmalar da bir tür toplumsal dayanışma hareketidir ve referansını aynı odaklardan almaktadır.

Örgütlü düşünebilmenin ve öyle yaşayabilme arzusunun gücü her zaman bizi buralara götürür, en düşkün halimizde bile insana, doğaya, yaşama sorumluluğumuzdan, çocukların hayallerini, umutlarını ve geleceklerini boynumuza borç bildiğimizden tekrar ayağa kalkar ve kaldığımız yerden yürümeye, mücadeleye etmeye devam ederiz.

Var olsun hep o güzel çocuklar, bize yansıttığı ışıkları daim olsun.

Var olsun kederini diğerlerinin çocuklarındaki neşeyle dindirmeye çalışan kadınlar, anneler.

https://www.sayracinar.com/projeler

NOT: Bu yazıyı yazmaya başlamadan da, yazıyı bitirdikten sonra da, yazarken zihinsel ve duygusal olarak rahat olamayacağımı düşündüğümden Sayın Tülin Batmaz’dan yazı yayımlanmadan önce bir olur almadım. Yazı niyetini ben haddimi aştıysak, özürlerimi borç bilirim.

Bir yanıt yazın