Psikolog Türkmen: Emine Bulut, bu görüntü ile yaşama isteğinin temsili haline geldi

“Emine Bulut cinayetinde olduğu gibi, görüntünün yayılması ve üzerinden tepki oluşması istenmediği için bu yollara başvurulmaktadır. Bu bir yandan da bundan sonraki benzer durumlarda görüntü alınmasının önüne geçme çabasıdır. Çünkü mesele, görülür duyulur oldukça irdelenecek!”

Mezopotamya Haber Ajansı’ndan Gözde Çağrı ÖZKÖSE, Emine Bulut cinayeti ve cinayetin görüntülenmesiyle ilgili Belgeselci- Videoeylemci ve Psikolog Sevgi Türkmen ile konuştu.

ANKARA – Geçtiğimiz günlerde sosyal medya Emine Bulut cinayetinin videosuyla çalkalandı. Emine Bulut Kırıkkale’de kızıyla yemek yerken, dört yıl önce boşandığı eski eşi tarafından boğazı kesilerek 10 yaşındaki kızının gözleri önünde katledildi. Bu gibi olayların çok yaşandığı ülkemizde, bu sefer hikayenin yanında bir de video vardı. Videoda Emine Bulut’a ellerini uzatan kızı ‘Anne ne olur ölme’ diye bağırırken, Emine Bulut’da ‘Ölmek istemiyorum’ diyordu. Emine Bulut cinayetinden sonra en çok konuşulan konulardan biri de olaya tanıklık eden kişinin elinde bulunan kamerası olan cep telefonu ile ambulansı aramak ya da olaya müdahale etmek, yardım etmek yerine video çekmeyi tercih etmiş olmasıydı. Aynı gün bir haber daha düştü ajanslara. Bu sefer de 37 yaşındaki Tuba Erkol’un dört çocuğunun gözü önünde eşi tarafından 20 yerinden bıçaklanarak öldürüldüğünü öğrendik. Bu olaya ait bir görüntü mevcut değildi. Pek çok kadın cinayeti gibi, insanın en güvende olması gerektiği yerde, Tuba Erkol’un evinde gerçekleşmişti olay.

Yalnızca 2018’in ilk on ayında 329 kadının katledildiği Türkiye’de, cinayetlerin basına yansımasının, toplumsallaşmasının mahkeme sürecinde çok elzem olduğunu biliyoruz. Özellikle toplumsallaşmamış kadın cinayetlerinde, katil erkeğin ilk celsede bir takım elbise marifetiyle beraat ettirilmesine, hatta bu erkeklerin daha sonra kadın programlarında eski eşini öldürdüğünün itirafıyla yeni bir eş aradığına şahit olduk hep birlikte. Türkiye gibi, erkeklerin kadın cinayetlerinden kolayca paçayı sıyırdığı, erkeklere karşı cezasızlığıyla bilinen bu ülkede, Emine Bulut cinayetinde ortaya çıkan video görüntüsünün, mahkeme sürecinde, bir video görüntüsü olmayan katliamlara kıyasla ne gibi bir etkisi olabileceğini Belgeselci- Videoeylemci ve Psikolog Sevgi Türkmen ile konuştuk.

Sosyal medya paylaşımlarında, erkeklerin saldırılarından hayatta kalmayı başarmış kadınların ifadelerinde, hatta televizyonlarda millet vekilleri tarafından çekim yapan kişinin Emine Bulut’un hayatını kaybetmesiyle suçlanmasını değerlendiren Sevgi Türkmen,

“Kadınların öldürülmesi kronik bir hastalık haline dönüştü malesef. Bu cinayetleri elbette ki hastalık olarak tanımlayacağım. Durumun vahameti ve yaygınlığından bahsediyorum. Ülkede kadın hakları ile ilgili çıkan neredeyse her yasa kadının aleyhine. Katiller öldürmeden önce bunun yapacağı mesajını defalarca veriyor.Aynı cinayetlerin izlendiği gibi, kadının ölüme giden bu süreci de yetkili makamlar tarafından izleniliyor müdahale edilmeksizin. Bu koşullar altında, işlenen cinayetin sorumluluğunu çekim yapan kişiye yükklemek ve onu cezalandırmak istemek apolitik duygusal boşalımdan öteye gitmiyor, hedef şaşırtıyor ve asıl sorumluların sorumluluklarını azaltıyor”

dedi. Orada çekim yapan kişinin, bilinçli ya da bilinçsiz, kanıt toplama, cinayeti gösterme/ duyurma gibi son derece önemli bir hukuki işlevi olduğunu kabul etmeliyiz diyen Türkmen, bu kabulle ‘görüntü’nün cinayetlerin önüne geçebilecek, azaltabilecek ve hatta ‘cezasızlığın’ önüne geçebilecek bir etkisini de fark edeceğimizi vurguluyor.

Video’nun toplumsal etkisini değerlendiren Türkmen, söz konusu videonun olmaması halinde, Emine Bulut’un öldürülmesi haberinin de sosyal medyada birkaç gün dolaşacak, altına yorumlar yazılacak ve unutulacak, erkekler tarafından öldürülen yüzlerce kadından biri olacağını vurgularken:

“Ama bu görüntü ile Emine Bulut yaşamın, yaşama isteğinin bir temsili haline geldi. Hatta öyle ki görüntüdeki son sözleri, kendi adının da önüne geçerek sloganlaştı. İnsanların özdeşim kurma gücünü körükler görüntü. Artık Emine Bulut’un yaşamak isteğini haykırışı, tüm kulaklarda yer edecek. Zira, ölümünün ardından sosyal medya paylaşımlarına bakınız, ‘Emine Bulut’un sesi tüm gece kulaklarımdaydı’, ‘Görüntüler gözümün önünden gitmiyor’ gibi yüzlerce paylaşım göreceksiniz. Bilinçli veya bilinçsiz, çekilen o görüntü kendine toplumsal bir yer edindi, ve bir tarih oluşturdu diyebiliriz”

dedi.

Emine Bulut cinayetinde bir video bulunmasının, cinayeti kameraya yansımayan Tuba Erkol’un mahkeme sürecine göre nasıl bir fark yaratacağına değinen Türkmen, Bulut’un ölmeden önce sarf ettiği son cümlenin milyonların zihnine ve kulağına yerleştiğini vurgularken:

“Bu sözlerin artık temsiliyet gücü oluştu. Her gün kadın öldürülen bir ülkede yaşayan kadınlar olarak hepimizi temsil ediyor bu sözler. Dolayısıyla cinayete ilişkin görüntünün olması hem bu cinayete karşı oluşan tepkinin toplumsallaşması hem de ileriki süreçte davanın sahiplenmesi ve takip edilmesi açısından etkili olması kaçınılmazdır. Hatta şöyle iddialı bir şey de söyleyebiliriz, şu anda Türkiye’de Emine Bulut’un adını bilen pek çok kişi, Tuba Erkol’un adını duymadı. Bunun da dava sürecine bir yansıması elbette ki olacaktır. Bizim üstümüze düşen bu görüntü sayesinde oluşacak toplumsal tepkinin ülkedeki hukuk ve siyaset üzerinde bir değişiklik yaratmasını sağlayacak mücadele alanlarını oluşturmaktır”

dedi.

Bulut cinayetinden kısa bir süre sonra, cinayeti çeken kişinin gözaltına alınma gerekçesi “soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses ve görüntüleri yetkisiz kayda alma veya nakletme” olarak bildirildi. Devletin bakış açısına göre, suçlamanın kişinin insani sorumluluğunu yerine getirerek yardım etmemesi, ambulansı aramamış olmamasının aksine suçlamanın, videonun toplumsal tepkiye, hatta infiale neden olması nedeniyle yapılmasını değerlendiren Türkmen:

“Son yıllarda ‘görüntü’ devlet açısından kontrol edilmesi gereken bir tehdit halini almaya başladı. Çünkü devletler kontrol edebileceği, kendi lehine düzenleyebileceği, kendi lehine kanıt haline getirebileceği, yani kendisinden çıkan görüntüleri sakıncasız bulur yalnızca. Kontrol edemeyeceği bir kamera gözünü durdurmak ister. Durduramazsa kameranın ardındaki eli suçlu ilan ederek o görüntünün önüne geçmeye çalışır. O yüzden sokak hareketlerinde çekim yapanlar, video aktivistler, haberciler ivedilikle gözaltına alınır. Çünkü orada görülmesini istemediği, kendi aleyhine olan kanıtlar oluşacaktır. Bunlar toplumsal tepkiyi engelleme çabasıdır. Beklenen gibidir yani. Devletin buradaki suçlaması şaşırtıcı değildir”

dedi.

Kadınların kadına uygulanmakta olan soykırımı gündeme getirmeye çalışması karşısında böyle bir suçlama ile cinayetlerin örtbas edilmeye çalıştığına değinen Türkmen, kadın cinayetleri ile ilgili iktidar cephesinden yapılan yorumların akıl dondurucu olduğunu vurgulayarak, öldürülen kadının yaşam tarzından giyimine, katilin ‘aşk’ından aile babası sorumluluğuna kadar genişleyen suçlamalara maruz kaldığına işaret etti. “Çünkü tüm devletler, iktidarlar erkektir, değilse de erkek gibi düşünendir. Emine Bulut cinayetinde olduğu gibi, görüntünün yayılması ve üzerinden tepki oluşması istenmediği için bu yollara başvurulmaktadır. Bu bir yandan da bundan sonraki benzer durumlarda görüntü alınmasının önüne geçme çabasıdır. Çünkü mesele görülür duyulur oldukça irdelenecek, detaylanacak, görünmeyen sorumlu el ortaya çıkacak, hesap sorulacaktır” diyen Türkmen, bu görüntülerin ortaya çıkmasının kendi başına caydırıcı olabileceğini, görüntünün meseleler üzerinden bir tepki yaratarak bellek oluşturacağını, bunun da meseleyi tartışılır hale getirerek gündeme sokacağını ve çözüm ürettireceğini ifade etti.

Bu yazı 28 Ağustos 2019 tarihinde, Gazetelink sitesinde yayınlanmıştır.

https://www.gazetelink.com/psikolog-turkmen-emine-bulut-bu-goruntu-ile-yasamin-yasama-isteginin-temsili-haline-geldi/

Bir yanıt yazın